Kuril Adaları Sorunu ve Hukuki Statütüsü

Kuril Adaları Sorunu ve Hukuki Statütüsü

 

Giriş

Kuril Adaları, Japonya’nın Hokkaido eyaletinin kuzeyinde ve Rusya’nın Kamçatka Yarımadası’nın güneyinde yer almaktadır. [1]

Pasifik Okyanusu’nda bulunan ve Iturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai adalarından oluşan Kuril Adaları’nın aidiyet tartışması, Rusya ile Japonya arasında 70 yılı aşkın bir süredir devam eden anlaşmazlıktan kaynaklanıyor.

Japonya ve Rusya arasındaki anlaşmazlık, Sovyetler Birliği’nin takımadaları aldığı II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana devam ediyor. [2] Japonya ile Sovyetler Birliği arasında 1956’da imzalanan ortak bir bildirge, her iki Devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin yeniden kurulmasını ve iki adanın Japonya’ya devredilmesini sağladı. [3] Ancak her iki taraf arasında imzalanmış bir barış anlaşması olmadığı için anlaşmazlık o zamandan beri devam etmektedir. [4]

Adaların Önemi

Rusya, Kuril Adaları’nı kontrolü sayesinde herhangi bir engel ya da problem ile karşılaşmaksızın gemilerini Pasifik Okyanusu’na çıkartabilmektedir. Ohotsk Denizi’ni okyanusla birleştiren Yekaterina ve Friza Boğazları da Kuril Adaları’nın arasında bulunmaktadır.

Rusya, Japonya’nın taleplerini kabul ettiği zaman Yekaterina Boğazı’nın kontrolünü Japonlara bırakmak zorunda kalacak ve hem güvenlik hem de ticari ulaşım açısından büyük sorun yaşayacaktır.

Barındırdığı zengin madenleri ve yapılan balıkçılık faaliyetleri sebebi ile ayrı bir değere sahip olan Adaları, Rusya bırakmak istememektedir. Ayrıca Kuril Adaları, sahip olduğu büyüklük ile de dikkat çekmektedir. Kuril Adaları içinde bulunan Kunaşir ve İturup Adaları, Japonya’nın en büyük beşinci Adası olan Okinawa Adası’ndan daha büyük olma niteliğine sahiptir. Japonya’nın bu adalara sahip olması doğal kaynaklara erişim, nüfus yoğunluğunun azaltılması gibi olumlu sonuçlara yol açacaktır.

Süreç
Kuril Adaları’nı kendi öz toprağı olarak gören ve bu iddialarını tarihi belgelere dayandıran Japonya, ABD ve AB’den ciddi bir destek almaktadır. 2005 yılında Avrupa Birliği aldığı karar ile Japonya’nın Kuril Adaları üzerindeki hak iddialarını desteklemiştir.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin zaman zaman ilişkilerin normalleştirilmesiyle ilgilendiğini, iki ülke arasında bir barış anlaşmasının yokluğunun ‘saçma’ olduğunu söylemiştir. [5] Ayrıca Rusya’nın bir barış anlaşması konusunda diyaloga girmeyi asla reddetmediğini ve Rusya ile Japonya’nın Kuril topraklarında ortak çalışma konusunda anlaştıklarını, ancak Japon tarafının tutumunu sık sık gözden geçirdiğini açıklamıştır. [6]

Ayrıca, Rusya Devlet Başkanı Putin, Rusya’nın Kuril Adaları’na yatırım yapmak isteyen işletmeler için 10 yıllık vergi muafiyeti teşvikler getireceğini duyurmuştur. [7] , [8]

Bu açıklamalara karşın Japonya’nın tepkisi, şaşırtıcı olmayan bir şekilde, olumlu değildi. 6 Eylül 2021’de Japon Kabine Genel Sekreteri Kato Katsunobu, Rus planlarının Japonya’nın konuyla ilgili tutumuyla uyuşmadığını ve adalarla ilgili anlaşmalara aykırı olduğunu söyledi. [9] Japonya’nın tutumu, Kuril Adaları’nın hala Japonya’nın bir parçası olduğu ve II. Dünya Savaşı’ndan sonra yasadışı bir şekilde işgal edildikleri yönündedir. [10]

Ancak Rusya’nın bu konudaki tutumu günümüze değin hiç değişmemiştir. Rusya devleti takımadalar üzerindeki egemenliğinin tamamen yasal ve hukuki olduğunu iddia ediyor ve Japonya ile bir toprak anlaşmazlığının varlığını tanımıyor. [11]

Hukuki Statü

Dünyanın her bölgesinde farklı konularda çözülmeyi bekleyen deniz anlaşmazlıkları bulunmaktadır.2008 yılında yapılan bir çalışma dünya üzerinde mevcut 417 ikili sınırdan %55’nin yani 262’sinin henüz çözümlenmemiş veya anlaşma yapılmamış durumda olduğunu ortaya koymaktadır.

 Kuril adaları sorunu halen çözüme kavuşmamış anlaşmazlıklar arasında ülkelerin gündemini işgal eden, zaman zaman tarafları silahlı çatışmanın eşiğine getiren, dünya kamuoyunun da takip ettiği önemli bir sorundur.

Yıllar içinde belli ölçüde ilerleme kaydediliyor gibi görünse de, temel olarak uyuşmazlığın sürekli aynı noktada kilitlenmesi, tarafların aralarındaki görüş farkının uzaklığından kaynaklanmaktadır.

Tarafların, dört ada ve sıfır ada yahut azami iki ada şeklindeki önerileri, iki devlet açısından da taviz verilemez politika (hardline) teşkil ediyor olup ne Rusya’daki herhangi bir lider ülke topraklarını veren lider ne de Japonya’daki herhangi bir lider ülke topraklarından feragat eden lider konumuna düşmeyi istemektedir. Dolayısıyla, tam da bu noktada uyuşmazlık, çözümü ile uğraşılıyormuş gibi gösterilmekte ve fakat yüzeysel çözüm adımları ile çözümsüzlük rafında tozlanmasına müsaade edilerek herhangi bir ilerleme kaydedilememektedir

2000’lerde iki ada ve yanında özel, ilave bir taviz, adım (two-plus-alpha) formülüyle çözüm politikası üretme gayretine girilmişse de, (Teklif: Japonya, iki küçük ada olan Şikotan ve Habomai’ ye sahip olacak ve ayrıca Rusya’dan bir imtiyaz daha alacaktı. Bundan sonra bir barış anlaşması imzalanacaktı.)

Japonlar bu özel adımın, iki adanın devri ve barış antlaşması imzasını takiben net bir şekilde ismi konup diğer iki ada hakkında müzakerelere devam edilmesi gibi büyük bir adım olmasını beklerken; Ruslar, barış antlaşması ile ulusal sınırın kesinleşmediği ve fakat ertelendiği bir durum istemediği ve bu alpha adımının mümkün mertebe küçük olmasını hedeflediği için taraflar yine ortak paydada buluşamamış ve buradan da bir çözüme ulaşılamamıştır. (Konstantin SARKISOV, “The Territorial Dispute Between Japan and Russia”, (ed.) Kimie HARA – Geoffrey JUKES, Northern Territories, Asia-Pacific Regional Conflicts and the Aland Experience, USA and Canada, Routledge Publishing, 2009, s.41-42.)

Somut uyuşmazlıkta çözüm üretmeye çalışırken göz ardı edilmemesi gereken en temel nokta, Rusya’nın adalar üzerindeki egemenlik iddiasının, uluslararası hukukta ülke kazanmaya vücut veren hukuki düzenlemelerin hiçbiri ile açıklanamamakta olması ve herhangi bir hukuki dayanağı bulunmamasıdır.

Öte yandan, Japonya’nın agresif ve saldırgan politikaları sonucu elde ettiği tüm topraklar zaten elinden alınmış ve hatta yayılmacı politikaları ile mağdur ettiği devletlere yüklü miktarlarda savaş tazminatı ödemesi temin edilmişken barışçıl şekilde elde ettiği, bilinen tarihin başından beri kesintisiz ve itirazsız şekilde egemenliği altında bulunan toprakların da iradesi dışında elinden çıkarılmasında da hukuki yahut hakkaniyetli bir nokta bulunmamaktadır.

Ayrıca adalar SSCB tarafından işgal edildiğinde, adalarda Japon vatandaşları bulunmakta olup adaların mukimi bu Japonlar, adalardan zorla çıkarılıp yerlerine ülkenin farklı bölgelerinden Rus vatandaşları transfer edilmiştir. Yerlerinden zorla edilen bu kimselere ise ne self determinasyon, plebisit, vatandaşlığı seçme gibi haklar tanınmış ne de (tazmininin mümkün olduğunu düşünmemekle birlikte) zararlarının maddi, manevi tazmini yapılmıştır.

Bu hukuka aykırı eylemlerin hukuka uygunmuş gibi değer görmesi ise uluslararası hukukun itibarını zedelemektedir. SSCB’nin uluslararası hukuk kurallarını bu kadar aleni bir şekilde ihlal etmesi karşısında, bu hukuka aykırılığı giderecek herhangi bir kurum, kural ya da otoritenin olmayışının, uluslararası hukuka olan saygı ve itimatı sarstığı; uluslararası hukukun mevcudiyetini sorgulatmakta olduğu kanaatindeyim. SSCB’nin bu işgal eylemi uluslararası hukukun genel ilkeleri ile ülke kazanılması kurallarına aykırı olmasının yanı sıra, BM Şartı ve Atlantik Şartı gibi temel hukuki metinlerini de ihlal etmektedir.

Öte yandan, kasıtlı bir şekilde gerçekleştirilen ciddi bir hukuka aykırılığın mevcudiyetinin yanı sıra, yıllar içerisinde mağduriyetlerin giderilmemesi bahsiyle artması hatta bazı durumlarda, yeni mağduriyetlerin oluşması ile hukuka aykırılık tekrar tekrar üretilmeye devam etmektedir. Bunların hepsinin göz ardı edilmesi ise uluslararası hukuk ile sağlanması hedeflenen uluslararası barış ve istikrarı zedelemektedir.

Zira söz konusu var olan durum, güçlünün mevcut hukuk kurallarını çiğneyerek kendi menfaatine tahakküm kurmasını dolaylı olarak da olsa meşrulaştırmaktadır.

Sırf, bu şekilde değerlendirmelerin yapılmasının önüne geçmek için dahi, bu hukuka aykırı statükonun düzeltilmesi gerekmektedir. Bu durum, iç hukuktaki olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma benzeri bir kurumu akıllara getirmektedir. Şüphesiz ki uluslararası hukukun yapısı, amaçları, kapsamı; süjesi olan devletlerin hakları, yetkileri ve erkleri itibarıyla bu kurumun uluslararası hukuka bire bir uyarlanarak tatbik edilmesi mümkün bulunmamaktadır. Ancak kanun yararına bozmanın hedefinden ilham alınarak uluslararası hukukta nihai adil sonuca ulaşma amacıyla hukuka aykırı statükonun reddolunarak hukuki bir düzenin getirilmesi gerektiği kanısındayız.

Bu hâlde uluslararası arenada daha tatmin edici bir hukuk düzeninden bahsedilebilecek ve devletlerarasında ileride ortaya çıkacak muhtemel uyuşmazlıkların önünü kesmeye hizmet edebilecektir.

Tatbik edilecek herhangi bir çözümün hukuki ve sürdürülebilir olması için adaların eski Japon mukimlerinin yanı sıra mutlaka hâlihazır Rus mukimlerini de kapsayacak bir çözüm olması gerekmektedir.

Dolayısıyla, Aland deneyiminde olduğu (KİMURA, 2008, s.130-131.) gibi adaların mevcut yeni mukimlerine azınlık hakları tanınarak, adalara özerk bir statü verilip egemenliklerinin Japonya’ya iade edilmesi şeklindeki birinci önerinin daha sürdürülebilir ve gerçekçi olduğu; ikinci önerinin ise yeniden yerleştirme gerektirdiği için ne kadar titizlikle düzenlenirse düzenlensin, yine de mağduriyetlere sebep olabileceği inancındayız. (Aland Adaları bahsi için bknz:  https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%85land)

İlaveten, uyuşmazlığın, uluslararası tahkim veyahut Uluslararası Adalet Divanı (UAD) gibi uluslararası bir yargı organına taşınması, doktrinde sürekli tartışılan bir olgu olmakla birlikte, yargı organınca yapılacak yargılama sonunda verilen hüküm doğrultusunda kazanan ve kaybeden bir devlet olacağı ve bunun kaybeden devlet açısından ciddi bir itibar kaybına yol açacağı çekincesini her iki devlet de taşımaktadır.

Yanı sıra, Rusya’nın Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi olarak veto yetkisini haiz olmasına rağmen Japonya’nın olmaması asimetrik bir duruma sebep olmakla birlikte; Japonya, Rusya’nın UAD kararını uygulamaması hâlinde, “Birleşmiş Milletlerin her üyesi, taraf olduğu tüm uyuşmazlıklarda, Milletlerarası Adalet Divanının kararına uymayı taahhüt eder (Erdem DENK, Egemenliği Tartışmalı Adalar: Karşılaştırmalı Bir Çalışma (Kardak Kayalıkları ve Spratly ve Senkaku/Diaouyu Adaları Örnekleri), Ankara, Mülkiyeliler Birliği Vakfı Yayınları Tezler Dizisi: 8, 1999, s.19.). hükmüne muhalif hareket etmiş olacaktır.

Bir uyuşmazlıkta taraf olan devletlerden biri, Divanın verdiği bir hükme göre kendisine düşen vecibeleri yerine getirmezse, öbür taraf, Güvenlik Meclisine başvurabilir ve işbu Meclis, lüzum gördüğü takdirde hükmün yerine getirilmesi için tavsiyelerde bulunabilir ve alınacak tedbirleri kararlaştırabilir.” BM Şartı’nın 94. maddesi uyarınca Güvenlik Konseyi’ne başvurmak suretiyle kararın infazının temini yönteminin dahi işletilemeyeceği kaygısını gütmektedir (Markku HEISKANEN, “Solving the Territorial Dispute Between Japan and Russia”, (ed.) Kimie HARA – Geoffrey JUKES, Northern Territories, Asia-Pacific Regional Conflicts and the Aland Experience, USA and Canada, Routledge Publishing, 2009, s.110.).

Sonuç
Bu sebeplerle, tarafların uluslararası yargı organına başvurmasının da önü tıkanmakta; taraflar, eski yöntemlerle ve eskimiş savlarla müzakerelere devam ediyormuş gibi yapmaktadırlar.

Bu yüzden, ikili müzakereler yerine çokuluslu müzakereler denenerek 70 yıldır çözümlenmeden ileri sürülen savları törpülemeye hazır bir şekilde, daha yenilikçi, daha esnek fikirlerin tartışılmaya başlanması; böylelikle, ikili ilişkilerin biraz yumuşatılması ve artık geçmişi, geçmişte bırakarak geleceğe yatırım yapmaya başlanması gerekmektedir. Japonya ve Rusya gibi dünya politikasını belirleyici etkiye sahip iki süper gücün, 70 yıldır aralarındaki uyuşmazlığı çözüme kavuşturup bir barış antlaşmasını nihayete erdirememeleri ve dolayısıyla, aralarında hâlâ İkinci Dünya Savaşı’nın hukuken devam etmekte olması gerçekten mantık dışı ve rahatsız edicidir. Bulunduğumuz global iletişim ve etkileşim çağında, bu şekilde geleneksel tutum sergilemek, bu iki dünya devine yakışmamaktadır.

Kaynakça

 

[1] LOWY ENSTİTÜSÜ. Rusya neden Kuril Adaları’nı Japonya’ya iade etmeyecek? Şu adresten ulaşılabilir: < https://www.lowyinstitute.org/the-interpreter/why-russia-will-not-return-kuril-islands-japan>.

[2] a.g.e.

[3] age

[4] age

[5] TASS. Rus-Japon barış anlaşmasının yokluğu saçmalık – Putin. Şu adresten ulaşılabilir: < https://tass.com/politics/1333613>.

[6] age

[7] RT. Rusya, iş ve yatırımcıları çekmek için Kuril Adaları’nda vergiden muaf bölge kuracak – Putin. Şu adresten ulaşılabilir: <https://www.rt.com/business/533827-russia-kuril-islands-tax-free/>.

[8] NHK. Rusya, tarifesiz bölge için hızlı bir giriş bekliyor. Şu adresten ulaşılabilir: < https://www3.nhk.or.jp/nhkworld/en/news/20210907_03/>.

[9] RT. Rusya ve Japonya, Moskova’nın, İkinci Dünya Savaşı barış anlaşmasını askıya alma konusundaki anlaşmazlık nedeniyle, firmaların Kuril Adaları’na taşınması çağrısı üzerine ikilemde kaldı. Şu adresten ulaşılabilir: < https://www.rt.com/russia/534075-kuril-island-business-zone-putin/>.

[10] NHK. Rusya, tarifesiz bölge için hızlı bir giriş bekliyor. Şu adresten ulaşılabilir: < https://www3.nhk.or.jp/nhkworld/en/news/20210907_03/>.

[11] AB Muhabiri. Kuril Adaları sorunu, Rusya ve Japonya arasında bir tökezleme noktası olarak görülüyor. Şu adresten ulaşılabilir: < https://www.eureporter.co/world/russia/2021/09/17/the-kuril-islands-problem-as-a-stumbling-point-between-russia-and-japan/>.