Umuma Açık İşletmelerde Müzik Yayını ve Cezai Sorumluluk

umuma-acik-isletmelerde-muzik-yayini-ve-cezai-sorumluluk
Okuma Süresi: 6 Dakika

Umuma Açık İşletmelerde Müzik Yayını; Telif Hakları ve Cezai Sorumluluk

Giriş

Günümüzde müzik, müşteri deneyimini zenginleştirmek ve atmosfer oluşturmak amacıyla birçok umuma açık işletmede başta kafeler, restoranlar, oteller ve mağazalar olmak üzere yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak ticari alanlarda gerçekleştirilen bu tür müzik yayınlarının yalnızca estetik veya pazarlama unsuru olmadığı, aynı zamanda ciddi bir hukuki rejime tabi olduğu çoğu zaman göz ardı edilmektedir.

Müzik yayını, işletmelerin müşterilerine sunduğu hizmetin önemli bir parçası olabilir; ancak bu yayınlar telif hukuku kapsamında ciddi yükümlülükler doğurur. İzin alınmadan yapılan her türlü müzik yayını, işletme sahiplerini yalnızca maddi tazminatla değil, aynı zamanda hapis veya adli para cezası ile karşı karşıya bırakabilir. Dolayısıyla, işletmelerin telif hukuku kurallarına uygun hareket etmesi hem yasal risklerden korunmak hem de eser sahiplerinin emeğine saygı göstermek açısından büyük önem taşır.

Hukuki Çerçeve

5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) uyarınca, bir müzik eserinin kamuya iletimi, işlenmesi veya yayımı, eser sahibi, icracı sanatçı ya da ilgili meslek birliğinden izin alınmaksızın gerçekleştirilirse bu durum yalnızca hukuki değil, aynı zamanda cezai sorumluluğa da yol açabilmektedir. Telif haklarının ihlali, işletme sahiplerinin ağır para cezalarıyla ve hatta hapis cezasıyla karşı karşıya kalmalarına neden olabilmektedir.

Umuma açık bir işletmede müzik çalınması ister canlı performans ister kayıt üzerinden olsun, “umuma iletim” niteliğindedir. Yargıtay da kararlarında, restoran, otel lobisi, mağaza veya kafe gibi yerlerde çalınan müziğin “umuma iletim” olduğuna ve eser sahiplerinin izni olmadan gerçekleştirilemeyeceğine hükmetmektedir.

Keza 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 41. Maddesinin “Umuma açık mahallerde eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanılması ve/veya iletilmesine ilişkin esaslar” başlığı altında bulunan fıkra gereğince;

“Girişi ücretli veya ücretsiz umuma açık mahaller; eser, icra, fonogram, yapım ve yayınların kullanım ve/veya iletimine ilişkin 52 nci maddeye uygun sözleşme yaparak hak sahiplerinden veya üyesi oldukları meslek birliklerinden izin alır ve sözleşmelerde yazılı malî hak ödemelerini bu madde hükümlerine göre yaparlar.” hükmü amirdir.

Bu yazıda, umuma açık işletmelerde müzik eserlerinin yayınına ilişkin telif hukuku hükümleri ele alınacak; eser sahiplerinin hakları, işletmelerin yükümlülükleri ve bu yükümlülüklere aykırılığın doğurabileceği cezai sonuçlar hem teorik hem de uygulamadaki örneklerle incelenecektir.

Meslek Birliklerinin Rolü ve Bağlantılı Haklar

Meslek birlikleri, kural olarak eser sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin mali haklarına yapılan tecavüzleri tespit eden, bunlarla hukuken mücadele eden, gerektiğinde dava açan, bu hakları devralmak veya bu hakların üzerinde ruhsat sahibi olmak isteyenlerle sözleşme yapan, sözleşmelerin ifasını sağlayan ve izleyen, bu bağlamda eser sahiplerine ödenmesini gereken ücretleri tahsil eden ve hak sahiplerine dağıtan yapıları ve çalışma ilkeleri, FSEK ve ilgili mevzuatta belirlenmiş özel hukuk tüzel kişisi niteliğinde kuruluşlardır. Hakların takibi hak sahipleri dışında sadece meslek birliklerince gerçekleştirilebilir. Umuma arzların izinsiz olduğu hallerde telif ücretleri meslek birliklerince istenebilir, bağımsız olarak bizzat hak sahibince takip edilemez.

Türkiye’de müzik eserlerinin umuma iletimi konusunda Meslek Birlikleri eser sahipleri adına lisanslama yapar. Meslek birlikleri, FSEK kapsamında sayılan mali haklar üzerinde takip ve tasarruf yetkisine sahiptir; manevi haklar ise devredilemez olup eser sahibine bağlılığını sürdürür.

Bağlantılı hak sahiplerinin kanunla tanınan haklarının takibine ilişkin ilkeler FSEK Madde 41’de düzenlenmiştir. Kanun, meslek birliklerine tarife hazırlama ve uygulama görevi de verir; uygulamaya dair ayrıntılar “Eser Sahiplerinin Haklarına Komşu Haklar Yönetmeliği”’nde yer alır. Ayrıca FSEK Madde 80/2-(2) hükmüne göre, fonogramlara tespit edilmiş icraların umuma iletilmesi hâlinde bu kullanımı gerçekleştirenler, yapımcılara veya ilgili meslek birliklerine uygun bir bedel ödemekle yükümlüdür.

Sonuç olarak; işletmeler, bu birliklerle lisans sözleşmesi imzalayarak telif bedeli ödemek zorundadır. Denetimler sırasında lisanssız müzik yayını tespit edilirse, işletme hakkında hem hukuki hem cezai işlem başlatılabilir.

Şikâyet Hakkı ve Süreler

5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu Madde 71 eser sahibinin mali ve manevi hakları ile bağlantı hak ihlallerini düzenlemiştir. Kanun maddesi şu şekildedir;

“Bu Kanunda koruma altına alınan fikir ve sanat eserleriyle ilgili manevi, mali veya bağlantılı hakları ihlal ederek:

Bir eseri, icrayı, fonogramı veya yapımı hak sahibi kişilerin yazılı izni olmaksızın işleyen, temsil eden, çoğaltan, değiştiren, dağıtan, her türlü işaret, ses veya görüntü nakline yarayan araçlarla umuma ileten, yayımlayan ya da hukuka aykırı olarak işlenen veya çoğaltılan eserleri satışa arz eden, satan, kiralamak veya ödünç vermek suretiyle ya da sair şekilde yayan, ticarî amaçla satın alan, ithal veya ihraç eden, kişisel kullanım amacı dışında elinde bulunduran ya da depolayan kişi hakkında bir yıldan beş yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.”

Şikâyet hakkının kullanılabilmesi için, şikâyetçinin suç tarihi itibarıyla mali haklara sahip olması gerekir. Eser sahibi mali haklarını devretmişse, ilgili eyleme karşı başvuru yapma yetkisi yalnızca hakları devralan kişiye aittir. Bu durumda, suçtan doğrudan zarar gören de mali hakları devralan olacaktır. Ancak, yalnızca basit ruhsat verilmişse, mali haklar eser sahibinde kaldığından şikâyet yetkisi de eser sahibine aittir. Münhasır tam ruhsat verilmesi hâlinde ise ruhsat alan da şikâyetçi olma hakkına sahiptir. Basit ruhsat sahipleri ise, somut olayda zararlarının varlığı hâlinde şikâyette bulunabilirler.

Bu suç kapsamında eserleri, işleme, çoğaltma, yayma gibi mali hakların ihlali durumunda FSEK Madde 71/1-b hükmü uygulanır. Ayrıca, bu suçun kovuşturulması, eser sahibi veya ondan hakları devralan kişinin şikâyetine bağlıdır.

Kanunda ilgili suçların soruşturma ve kovuşturma aşaması ile alakalı Madde 75’te “71 ve 72 nci maddelerde sayılan suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma yapılması şikâyete bağlıdır. Yapılan şikâyetin geçerli kabul edilebilmesi için hak sahiplerinin veya üyesi oldukları meslek birliklerinin haklarını kanıtlayan belge ve sair delilleri Cumhuriyet başsavcılığına vermeleri gerekir. Bu belge ve sair delillerin şikâyet süresi içinde Cumhuriyet başsavcılığına verilmemesi hâlinde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir.” şeklinde düzenleme bulunmaktadır.

Kanun maddelerinden anlaşılacağı üzere bu suç ve ceza maddesi, ancak kastla işlenen eylemleri kapsar. Mali veya manevi hak ihlali ile bağlantılı bu tür suçlar, hak sahibi eylemi ve faili öğrendikten sonra altı ay içinde Cumhuriyet Başsavcılığı’na veya kolluğa başvurularak şikâyet edilebilir. Şikâyet, eser sahibi ya da üyesi oldukları meslek birliği tarafından, hak sahipliği ve yetki devrine ilişkin belgelerin Cumhuriyet Savcılığı’na sunulması suretiyle yapılır. Bu belgeler süresi içinde ibraz edilmezse, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.

Yargıtay Kararları Işığında Değerlendirme

Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2016/3097E. 2020/8637K. Sayılı 25/06/2020T. İlamında “Şikayetçi MÜYAP Meslek Birliği ile yapımcı şirket arasında “üyelik ve yetki belgesi” imzalandığı ancak suça konu eserin hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişilerin temsil haklarını adı geçen şirkete devrettiğine dair hukuken geçerli ve yeterli belgeleri kanuni süresi içinde ibraz etmediği, Şikayetçi MÜYORBİR Meslek Birliği tarafından ise hak sahipliğine ilişkin herhangi bir belge sunulmadığı anlaşıldığından davaya katılma ve temyiz hakkı bulunmayan şikayetçiler vekilinin temyiz inceleme isteminin 5320 sayılı kanunun 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK 317. maddesi gereğince tebliğnameye aykırı olarak REDDİNE, 25.06.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.” şeklinde hüküm tesis edilmiştir.

Yukarıda bahsedildiği ve karardan da anlaşılacağı üzere hak sahipliği ve yetki devri, somut eser özelinde ve süresinde belgelenmezse meslek birliklerinin davaya katılma/temyiz ehliyeti doğmaz.

Ses–görüntü alıcıları, bilgisayarlar, internet bağlantısı, CD, MP3 ya da USB bellek gibi araçlarla müzikler mekânda müşterilere aktarılır. Bu kullanım, temsil ve umuma iletim haklarının kapsamına girdiğinden eser sahibi ile bağlantılı hak sahiplerinden önceden izin alınması zorunludur.

Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2017/3921E. 2017/8070K. Sayılı 11/10/2017T. İlamında “CD ve hoparlör aracılığıyla katılan ….. meslek birliğinin hak sahibi olduğu …… isimli sanatçıya ait “…..” isimli eserin umuma iletildiğinin anlaşılması karşısında sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluştuğu gözetilmeksizin “…. yayın akışı ve koşulları hususunda hiçbir tasarruf etkisi bulunmaksızın bir müzik eserinin CD ve hoparlör vasıtasıyla işletmesinde müşterilerine dinletmekten ibaret eylemin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu nazara alındığında sanığın tazmini anlamında sorumluluğundan bahsedebilir ise de ceza yönden suç kastı bulunmaması nedeniyle….” şeklindeki yerinde olmayan gerekçeyle beraat kararı verilmesi bozmayı gerektirmiş……”

İşletmede CD ve hoparlör aracılığıyla bir eserin müşterilere dinletilmesi “umuma iletim” sayılır; bu kullanım için hak sahiplerinin/meslek birliklerinin izni gerekir. Yukarıdaki karardan anlaşılacağı üzere ilk derece mahkemesinin işletmeci hakkında “yayın akışı üzerinde tasarrufu yok, bu nedenle ceza kastı yoktur; hukuki ihtilaf sayılmalı” gerekçesiyle verdiği beraat, suçun unsurları oluştuğu gözetilmeden verildiği için bozulmuştur. Bu sebeple, CD/USB/PC gibi kayıt kaynakları üzerinden lisanssız yapılan iletimler eser sahibinin umuma iletim hakkının ihlali sayılır; ceza sorumluluğu doğurabilir.

Ancak umumi alanda müzik yayını televizyon aracılığıyla yapıldığında durum değişir: şikâyet merci eser sahibi değil, yayıncı kuruluştur.

Bu duruma açıklayan Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2015/92E. 2015/1285K. Sayılı 07/05/2015T. İlamında “Umuma açık işletmelerde, (lokanta, bar, market, otel lobisi vb.) müzik eserinin radyodan veya televizyondan yayınlanması halinde, fonogram yapımcısı, icracı sanatçı ve eser sahibinin bu yayını engelleme açısından haklarının bulunmadığı, bu yayın nedeniyle sadece radyo veya televizyon yayıncısının yayın üzerinde inhisari nitelikte mali haklarının ihlalinin söz konusu olacağı, bu durumda müzik eserinin radyo veya televizyondan yapılan yayınını umuma ileten işletmeci sadece radyo veya televizyon yayıncısının haklarını ihlal edebileceği, 5846 sayılı kanunun 80/1-c-3 madde fıkrasında radyo ve televizyon kuruluşlarının yayınlarına ilişkin olarak umuma açık mahallelerde iletimin sağlanmasına izin verme veya yasaklama haklarına sahip olduklarının belirtilmesi karşısında, şüphelinin bir müzik eserini televizyondan yapılan yayında işletmesinde umumi mahalde müşterilerine dinletmekten ibaret olan eyleminde, fonogram yapımcısı ve icracı sanatçılar yönünden mali hakların ihlalinden bahsedilemeyeceği ve atı ve eylemi suç oluşturmadığı anlaşıldığından…”[1] kararı mevcuttur.

Anlaşılacağı üzere; Umuma açık işletmelerde (lokanta, bar, market, otel lobisi vb.) müziğin radyo veya televizyon yayını üzerinden müşterilere dinletilmesi halinde, ihlal varsa esasen yayın üzerinde inhisari mali haklara sahip olan radyo/televizyon kuruluşunun haklarına yöneliktir. Bu durumda fonogram yapımcısı, icracı sanatçı ve eser sahibinin doğrudan bu yayını engelleme yönünde bir hakkı bulunmaz; işletmeci, radyo/TV yayıncısının haklarını ihlal edebilir. FSEK Madde 80/1-c-3’e göre radyo/TV kuruluşları, yayınlarının umuma açık yerlerde iletimine izin verme ya da yasaklama hakkını elinde tutar. Hak devri ve yetkilendirme bu kuruluşlarla yapılmamışsa, hak sahipleri ancak yayını yapan radyo/TV kuruluşuna karşı başvurabilir. Somut olayda, işletmenin televizyondaki yayını müşterilerine dinletmesi, fonogram yapımcısı ve icracılar bakımından mali hak ihlali oluşturmadığından sanık hakkında suç oluşmadığı kabul edilmiştir.

Sonuç

Sonuç olarak, umuma açık işletmelerde telif kaynaklı ceza riskini en aza indirmenin yolu; faaliyet ve mekân koşullarınıza uygun bir Meslek Birlikleri ile lisans sözleşmesi imzalamak, yayınladığınız müziklerin telif statüsünü düzenli kontrol etmek, mümkün olduğunca ticari kullanımı açıkça kapsayan telif serbest (royalty-free) repertuvarlardan yararlanmak ve denetim anında ibraz edebilmek üzere tüm lisans sertifikaları ile belgeleri güncel ve erişilebilir tutmaktan geçer. Bu disiplinli çerçeve hem ihlalin önüne geçer hem de olası bir incelemede iyi niyetinizi ve hukuka uygunluğunuzu somut delillerle ortaya koyar.

Yazarın Cins ve Ayırt Edici Olmayan İşaretlerin Marka Olarak Tescil Edilmemesi Ve İstisnası” yazısını bağlantıdan okuyabilirsiniz.

Hukuk ve Bilişim Dergisi’nin yeni çıkan “Kripto Varlık Özel Sayısı”na bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Yazar: Av. Bumin Kaan Bulut

[1] Aynı yönde başka bir karar Yargıtay 19. Ceza Dairesi 2015/2215E. 2015/2303K. 03/06/2015T.