Kişisel Verilere Anayasa Kalkanı: AYM B.Y. Kararı

Anayasa Mahkemesi Kişisel Verilere İlişkin B.Y. Kararı

Kişisel Veri Kavramı ve Hukuktaki Yeri

Değişen ve gelişen dünyamızda geçen her gün bireylerin kişisel veri kavramı bilgisine, kişisel verilerin işlenmesine, depolanmasına, kamuya açıklanmasına ve bütün bu eylemlerin hukuki sınırına ilişkin bilgi edinmesinin bu konularda bilinçlenmesinin ne kadar değerli hale geldiğini göstermektedir. Günümüz dünyasında teknoloji ve bilişim alanında meydana gelen gelişmeler kişinin kişiliğinin temel parçalarından birini oluşturan kişisel verilerine yönelik ihlal ihtimallerini kuvvetlendirmekte bu sebeple de ulusal ve uluslararası mekanizmalarda kişisel verilerin korunmasına yönelik düzenlemeler ve uygulamalar önem kazanmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin 07/09/2021 tarihli 2018/30296 başvuru numaralı B.Y. kararı da bu mekanizmaların ne kadar önem kazandığı konusunda emsal teşkil etmektedir.

Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade etmekte olup bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi sadece kimliğini ortaya koyan bilgileri değil telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, öz geçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, sağlık bilgileri, genetik bilgiler, IP adresi, e-posta adresi, alışveriş alışkanlıkları, hobiler, tercihler, etkileşimde bulunulan kişiler, grup üyelikleri, aile bilgileri gibi kişiyi doğrudan veya dolaylı olarak belirlenebilir kılan tüm veriler kişisel veri kapsamındadır. Kişisel verilerin korunması hakkı, kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır.

Bugün ulusal ve uluslararası mevzuatlarda ve içtihatlarda kişisel verilere ilişkin olarak etkin mekanizmaların göz önünde bulundurulması gerektiği anlaşılmaktadır. T.C. Anayasası’nın “Özel Hayatın Gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinde kişisel veri koruması “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.” şeklinde düzenlenmektedir.

Anayasa hükmünün lafzı, konuya ilişkin uluslararası belgeler ve karşılaştırmalı hukuk dikkate alındığında belirli ya da belirlenebilir bir gerçek veya tüzel kişi hakkındaki her türlü bilgi kişisel veri olarak değerlendirilir. Diğer bir ifadeyle, Anayasa’nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasının kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı kapsamında sadece işleme şeklindeki sınırlama ya da müdahalelere karşı değil, kişisel verilere yönelik her türlü müdahale ve sınırlamalara karşı güvence getirdiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Özel ve Aile Hayatının Korunması” başlıklı 8. maddesi de ““(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. (2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.” şeklinde düzenlenmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kişisel verilerin ihlali sonucunu doğuran olaylarda 8. Madde kapsamında özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği şeklinde kararlar vermektedir.

Anayasa Mahkemesi B.Y. Kararı ve AYM’nin Gözünden Kişisel Veri

Bütün bu bilgiler ve açıklamalar ışığında Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yoluyla intikal edilen olaya bakıldığında; başvurucu ile eşi arasında devam eden bir boşanma davası olduğu, başvurucunun eşi tarafından beyan ve delil dilekçesi ibraz edildiği, ibraz edilen bu dilekçede, başvurucunun telefonunda bulunan mesaj içerikleri, ses kayıtları, videolar ve bir adet fotoğrafın bulunduğu görülmüştür. Bu nedenle başvurucu tarafından kullandığı cep telefonuna eşi tarafından yüklenen casus yazılım aracılığıyla tüm kişisel verilerinin ele geçirildiğini ve kullanıldığını ileri sürerek şikâyetçi olunmuştur.

Bu şikâyette başvurucunun tüm kişisel verileri, e-devlet şifresi, banka hesap bilgileri, sosyal medya yazışmaları, arama kayıtları, GPS yer bildirim kayıtları, fotoğrafları ile videolarının özel hayatın gizliliği ve kişisel verilerin korunması haklarına aykırı olarak ele geçirilip mahkeme dosyasına sunulduğunu vurgulanmıştır. Bu şikâyet nedeniyle yürütülen soruşturma neticesinde casus yazılım ile başvurucunun telefonunda bulunan kişisel verilere erişen ve bu verileri hukuka aykırı olarak depolayan ve mahkemeye sunan eş hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme, özel hayatın gizliliğini ihlal, kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması suçlarından ceza davası açılmıştır.

Açılan bu ceza davasında ilk derece mahkemesi tarafından “sanık olan başvurucunun eşinin başvurucunun kullandığı telefona program yüklediğini ikrar ettiği ve kayıtları boşanma davasına delil olarak sunma dışında atılı suçlara vücut verecek şekilde bilerek ve isteyerek basın, yayın, internet yolu ile veya başkaca herhangi bir yolla yayıp ifşa etmemesi nedeniyle suç işleme kastının olmadığı” gerekçesi ile beraat kararı verilmiştir. Bu karar başvurucu tarafından istinaf kanun yoluna götürülmüş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından “haksız bir saldırıyı önlemek için kaybolma olasılığı bulunan kanıtları yetkili makamlara sunmak amacıyla kişisel verileri kaydetme, ele geçirme ve yayma eylemlerinde bulunulabileceği” gerekçesi ile ilk derece mahkemesi kararı onanmıştır. Bu karar ile birlikte karar kesinleşmiş ve başvurucu tarafından bu nedenle özel hayatın ihlal edildiği gerekçesi ile Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru yapılmıştır.

Karar Sonucu

Anayasa Mahkemesi bireysel başvurunun incelenmesi neticesinde ihlal kararı vermiştir. Bu noktada somut olay ve derece mahkemelerinin yargılamaları bir bütün olarak incelendiğinde Anayasa Mahkemesi’nin de vurgu yaptığı bazı hususlara dikkat edilmesi gerekmektedir. Zira kişisel verilere yönelik yapılan ihlaller ve bu ihlallerin sınırının bir bütün olarak anlaşılması gerekmektedir. Şöyle ki; Ceza Mahkemesi gerekçesinde boşanma davasına atıfta bulunularak sanığın delillerin kaybolmaması amacıyla hareket ettiğini ve elde edilen verilerin yalnızca boşanma davasında delil olarak kullanıldığını belirtmiştir.

Bu itibarla somut olayda başvurucunun hangi kişisel verilerinin elde edildiği, bu verilerde değişiklik yapılıp yapılmadığı, verilere ne kadar süre ile ulaşıldığı hususlarında hiçbir araştırma yapılmadığı gibi gerekçede başvurucunun bu iddialarının hangi sebeplerle karşılanmadığı konusunda bir açıklama bulunmadığı da görülmüştür.

Başvurucunun eşinin, başvurucunun telefonuna program yüklediğine, kişisel verilerine ulaştığına ve bunları kullandığına ilişkin açık ikrarının olduğu gözetildiğinde verilerin hukuka aykırı şekilde ele geçirilmesine ilişkin suç kastının bulunup bulunmadığının başvurucunun süreç içinde ileri sürdüğü tüm iddiaları karşılanarak ve gösterilen deliller araştırılarak ortaya konulması gerekirken, ele geçirme fiilinin unsuru olmadığı hâlde verilerin ifşa edilmediği gerekçesine dayanılmıştır. Derece mahkemelerinin eşlerin birbirlerine karşı özel hayat alanlarının bulunmadığı sonucunu doğuracak mahiyetteki yaklaşımının anayasal güvencelere aykırı olduğu açıktır. Sonuç olarak; yasal dayanağı gösterilmeyen gerekçelerle, eşler arasında özel alan olamayacağı algı ve düşüncesiyle, etkili ve derin bir şekilde yargılama yapılmaması nedenleriyle kişisel verilerin ihlal edilmesine dayalı olarak özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği görülmektedir.

Sonuç

Modern dünya teknoloji ve bilişim alanında gün geçtikçe ilerlemektedir. Bilişim ve teknoloji ilerledikçe kişilerin ve kişiliğin gerilememesi gerektiği inancıyla kişilik ve kişisel veriler modern dünyanın insan haklarının temelini teşkil etmektedir. Bu nedenle kişisel verilerin, sınırlarının, işlenme biçimlerinin ve ihlal türlerinin neler olduğunun bilinmesi bireyler ve devletler tarafından elzemdir. Bilişim ve teknoloji ile kişiliğin paralel gelişeceği inancı ile…

Yazar: Av. Tuncay Süslü